Meclis Başkanı Şentop’tan ‘Enis Berberoğlu kararı’ açıklaması | Video – HaberEvi Tüm Haberler

TBMM Başkanı Şentop, canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Enis Berberoğlu ile kararın sorulması üzerine Şentop, hukuki zeminden siyasi zemine çekilen tartışmalarda sürecin sağlıklı yürümediğini söyledi.

Siyasi değerlendirmelerin yasal zemini kaybetmeden yapılmasının önemine muhabere eden Şentop, dokunulmazlıkların 24 Haziran 2018 seçimlerinden önceki yasama döneminde kaldırıldığını hatırlattı.

Dokunulmazlıkların kaldırıldığı dönemde Tüzük Komisyonu Başkanı olduğunu anlatan Şentop, orada yapılan değerlendirmeler sırasında dokunulmazlıkların dönemlerle ilişkili olduğu yönünde manzara belirttiğini kaydetti.

Bu kararının Tüzük Komisyonunun raporunda da yer aldığının altını çizen Şentop “Yani 26. dönemin dokunulmazlığı bambaşka bir dokunulmazlıktır, tercih olduktan daha sonra yeni bir dönem başladığında 27. dönemin dokunulmazlığı ayrı bir dokunulmazlıktır. Başka bir ifadeyle yeni bir tercih yeni bir dokunulmazlık kazandırır. Bu Tüzük Komisyonunun raporunda da var. Benim görüşüm bu şekildeydi. Yani Yargıtay kararını verdikten sonradan görüşümü açıklamış değilim, ondan önce görüşümü zaten açıklamıştım. Yargıtay’ın yaptığı değerleme, 16. Canice Dairesinin değerlendirmesinden farklıydı benim görüşüm. Bu görüşümü sonra da değiştirmedim.” dedi.

“Belli hüküm mahiyeti kazandıktan daha sonra cümbür cemaat uyarlamak zorunda”

Şentop, anayasa hukukçularının değerlendirmelerinin öyle ayrı olmadığını dile getirerek, “Ama tüzük hukukçusu olmayan diğer hukukçu arkadaşların yorumlarında farklılıklar var.” ifadelerini kullandı.

Yargıtay’ın kararının bir mahkeme kararı olduğunu ve bir süreçteki yargılamayı kesinleştirdiğini vurgulayan Şentop, bunun kesim hüküm ve bağlayıcı olduğunu söyledi. 

Kim olursa olsun, “Ben mahkemeden öbür düşünüyorum” diyemeyeceğini bildiren Şentop, “Şuna aynı bu koşul: Birisiyle ilgili bir mahkumiyet kararı verildiyse hapis cezası diyelim, o şahıs ‘Ben de canice hukukçusuyum, ben bu karara katılmıyorum, benim görüşüm ayrı. Doktrinde ayrı görüşlerim var benim, dolayısıyla ben içeri girmeyeceğim, cezamı çekmeyeceğim.’ seslenmek gibi bir şeydir bu. Sonuç itibarıyla bir kararı eleştirebilirsiniz ama o karar muhakkak bir özellik kazandıktan daha sonra, belirlenmiş hüküm mahiyeti kazandıktan sonradan ona herkes alıntı yapmak zorunda.” dedi.

Anayasanın 84. maddesinin 2. fıkrasına tarafından kesin hükmün okunarak genel kurula bildirildiğini anlatan Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Burada ‘Niye hemencecik bildirilmedi, zaman geçti’ eleştirisi yapılabilir, yoksa ‘Niye bildirildi’ diye eleştiri yapılamaz. Çünkü anayasadaki hükmün gereğidir. Kişisel başvuruyla ilgili müracaatın sonuçlanmasını ummak laf konusu değil, böyle bir şey yok. Niye yok? Tabii fakat anayasa 1982’de hazırlanmış. Bu madde ile ilgili yapılmış değişiklik en son 1995’te yapılmış bir değişikliktir. Halbuki 2010 yılında bireysel başvuru yolu kabul edilmiştir. Dolayısıyla anayasanın bu konuda bir hükmü değil. Ondan daha sonra da anayasada keza bunun beklenmesine dair de bir hüküm konulmamış. Dolayısıyla bireysel başvurunun sonucunun beklenmesi gerekmiyor. Lakin neler beklenmiş daha önce buna dair, bu dek uzun yok fakat kısa süreli de olsa bekleme uygulamaları var. Nedir? Bu arkadaşlarımızın lehine olabilecek bazı kanun düzenlemeleri varsa yapılıyorsa yapılacaksa onların sonuca etki edip etmeyeceği noktasında beklenir. bu arada yargı paketiyle ilgili düzenlemeler vardı. Bunlardan istifade imkanı olabilir mi gibi bir fikir vardı. Nitekim dosyası olan iki arkadaşımız bundan istifade etti. İstinafta kesinleşen dosyalar, Birinci Yargı Reformu Paketiyle beraber temyiz hakkı tanındığı için belirli hüküm olmaktan çıktığından bu dosyalar iade edildi. Daha sonraki süreçte infazla ilgili bir düzenleme vardı. Bunun kapsamı düşünüldü, tartışıldı, bunların sonuçlarının tesir edip etmeyeceği noktasında bir bekleme oldu fakat sonuçta bu tablo ortadan kalkınca bu sefer belli hükmü okuma durumu ortaya çıktı. Belirli hükmün okunmasıyla beraber de sonuç olarak milletvekilliği sona erdi, bildirilmesiyle beraber.”

“Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır”

Anayasa Mahkemesinin başvurudan yaklaşık 21,5 ay sonradan karar verdiğini bildiren Şentop, şöyle konuştu:

“Tüzük Mahkemesi karar verdi, bununla ilgili olarak ihlal kararını verdi sonuçta. Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır. Bireysel kullanım kararları da bu anlamda bağlayıcıdır. Onun nasıl uygulanacağına dair de kişisel başvuruyla ilgili kararların, Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleriyle ilgili bir kanun var. O kanunun 50. maddesinde düzenlenmiş bunlar. 50. maddenin birinci fıkrası, yönetimle ilgili işlemlerle ilgili olarak bir adalet ihlali varsa burada Anayasa Mahkemesi karar verirse nasıl verir diye bir düzenleme. 50. maddenin birinci fıkrasında. İkinci fıkrasında da dobra dobra söylüyor diyor oysa ‘Eğer ihlal bir adalet kararından kaynaklanmışsa o vakit da şunlar yapılır’ diye onu düzenlemiş. Burada adalet kararından kaynaklanan bir ihlal olduğu kanaatinde Anayasa Mahkemesi. Dolayısıyla 50. maddenin birinci değil, ikinci fıkrasına kadar bir yol kararını belirtmiş.”

Anayasa Mahkemesi kararının da usul ve işlem bakımından eleştirilebilecek yönleri olduğunun altını çizen Şentop, “Bu değin uzun sürmesi kararın, birincil derece mahkemesine mi gönderilmeliydi tartışmaları yapılabilir fakat sonuçta Anayasa Mahkemesinin kararı da aynı Yargıtayın kararı gibi bir karar ve bu karar da bağlayıcı bir karardır. Dolayısıyla bu karara lüzum tüzük gerekse Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Suçlama Usulleri Hakkında Kanuna göre muhatapların uyması gerekir. Kendimce ilgili duruşma, hangi duruşma ilgili ise muhatap ise bu karara uymalıdır. Anayasa Mahkemesinin kararına. Anayasa Mahkemesinin kararının yorumlanması, değerlendirilmesi ya da değiştirilmesi, bozulması, iptali gibi bir müessese değil bizim hukuk sistemimizde.” ifadelerini kullandı.

“Sürecin mevzuata uygun olarak sonuca bağlanacağını düşünüyorum”

Mahkemeler ara sıra yanlış kararlar verebileceği için istinaf ve temyiz yollarının hukuk sisteminde bulunduğuna işaret eden Şentop, bu sürecin mevzuata uygun şekilde bir sonuca bağlanacağını düşündüğünü dile getirdi. 

Meclis bakımından genel kurula belli hükmün bildirildiğini gösteren Şentop, şöyle devam etti:

“Bir yargı kolu içinde birincil derece mahkemesinden istinaf mahkemesine, alan adliye mahkemesine, oradan en üstteki merci olarak da Yargıtay’a değin temyiz mahkemesine değin devamlı bir işlem var. Bu süreç içerisindeki usullere göre bir karar son şeklini aldığı süre buna belirlenmiş hüküm deniliyor. Mesela Anayasa Mahkemesine bireysel tatbik bu anlamda muhakkak hükmü ortadan kaldıran, Tüzük Mahkemesinin kararı emin hükmü aracısız olarak ortadan kaldıran bir karar yok. Çünkü o bu hiyerarşi içinde, sistem adalet kolu içinde bir duruşma yok Anayasa Mahkemesi. O öbür bir anayasa mahkemesi kolu diye ayrı bir hak kolu içerisinde. Dolayısıyla Tüzük Mahkemesi kararını terbiyesizce açıklama edecek olursak Yargıtay’ın kararı düşey etki ediyor, yani bozuyor önüne gelen dosyayla ilgili kararı lakin Anayasa Mahkemesi kararı dikey tesir etmiyor tabiri caizse yatay tesir ediyor. Yine ilgili yargı kolu içerisindeki mahkemenin bu konuda başka bir karar vermesi lazım Tüzük Mahkemesi kararına kadar. Ancak onun üzerine kesim hüküm ortadan kalktığı takdirde bu sefer milletvekilliği meselesi konusu tartışılabilir. Kesin hükmü ortadan kaldıran bir karara ihtiyaç var.”

“Beni eleştiren arkadaşlar bugüne kadar bir şey yapmadı”

TBMM Başkanı Şentop, bu meseleyle ilgili ağız dalaşı yapılırken herkesin kendisinin bu konuda ne yaptığına bakması gerektiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“bir defa Kasım 2018’de Meclis’e geliyor muhakkak hüküm. Emin hüküm, 26. dönemde yani 2015’e kadarki dönemde geldikten daha sonra mantıklı bir süre içerisinde Meclis’te okunmuş, biliniyor. 10 civarında kesin hüküm okunmuş. Bu biliniyor. Bununla ilgili yapılacak bir şey var mıydı? En önemli şey şu olabilir: Bir anayasa değişikliği yapılarak anayasaya belirli hükmün okunmasıyla ilgili düzenlemeye, ‘Kişisel başvuru laf konusuysa kişisel başvurunun sonucu beklenebilir.’ diye bir hüküm konulabilir. Bununla ilgili bakıyoruz herhangi bir arkadaşımız, bugün beni eleştiren arkadaşlar bakımından bilhassa söylüyorum, bir şey yapmış mı önerge verilmiş mi? Yok. Denebilir ama ‘Tüzük değişikliği teklifi saptamak için sayı lazım o sayıyı bulamayız yoktur.’ Şunu soruyorum o vakit, Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanun var. Bu kanunda bireysel başvuruyla ilgili bazı düzenlemeler var. Örneğin ihtiyati önlem düzenlemesi var. Anayasa Mahkemesi gerekirse dosya geldiğinde bir ihtiyati önlem verir ve sonuçlarını beklemeye alabilir. 6 süreyle yapabiliyor bunu. Bunun gibi bazı düzenlemeler var. Buraya süreyle ilgili bir düzenleme teklifi verilebilirdi, bir kanun teklifi de olabilecek bir şeydir bu. Ne verilebilirdi? Denebilirdi ama ‘Milletvekilliğinin belirli hüküm nedeniyle düşmesi laf konusu olan hallerde Tüzük Mahkemesi bireysel kullanım müracaatını 2 ay içinde, 3 ay içinde sonuçlandırır gibi bir hüküm konulabilirdi o zaman da bunu beklemenin, bekletmenin bireysel dilekçe sebebiyle bekletmenin akla uygun bir gerekçesi, yasal gerekçesi ortaya çıkardı. Bunlar yapılmamış bugüne kadar kimse bunu yapmamış. Ben bireysel başvurudan daha sonra böyle bir avarelik olduğunu düşünüyorum.”

“Siyasi parti genel başkanıyla polemik yerine getirmek istemem”

TBMM Başkanı Şentop, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu süreçte kendisine yönelttiği eleştirilere de şöyle cevap verdi:

“Siyasi parti genel başkanıyla polemik yapmak istemem. Ben de soruyorum, ben Meclis Başkanıyım, milletvekilleriyle ilgili bana muhatap alarak bunu söylüyorlar. Kendi partisinin milletvekiliyle ilgili ne yapmışlar bugüne dek? İki yol önerdim yasal bir kavga olarak. Bu konuda bir adım atılabilir miydi? Atılabilirdi. Ama bu adımı atabilmek için sorumluluk sahibi olarak hissetmek ve bununla ilgili derin derin düşünmek, konuşmak, hukukçularla tartışmak gerekir. Üretilmiş mı? Yapılmamış. Beklenen şudur: Meclis Başkanı işin bütün sorumluluğunu üstüne alsın, anayasadaki bir hükmün işlevsizleştirecek değin uygulamasını ortadan kaldıracak değin bir süre sorumluluk alıp bunu bekletsin diye bütün yükü ayrıca yasal ayrıca siyasi sorumluluğu Meclis Başkanına yıkarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Böyle bir şey olamaz. Bugüne değin bu konuda atılabilecek hukuki adımlar vardı ve bakın tüzük hukukçularından hiç kimsenin bunu ‘Meclis Başkanı belli hükmü bekletmek zorundadır.’ biçiminde bir şey söyleyebileceğini ben kabul etmiyorum. Varsa bakmak isterim, dobra dobra yazılı bir metin olarak. Anayasadaki hüküm genel kurula bildirilir dedikten sonra bununla ilgili bugüne kadarki uygulamalara da baktığımızda genel kurula da bildirilmiş ve genel kurulda bu konudaki kullanım bugüne dek da var. Bunun bir kişisel uygulama nedeniyle bekletildiğine dair hiçbir misal olmadığı gibi buna dair bir iddiada yer alan kimse de yok. Lakin beklesin diye bir yükü başkasının sırtına, omuzlarına yıkarak kenara çekilmek doğru bir söylev değildir. Üzerine düşeni araştırıp bulup buna girişim eden, gerçekleşmeyebilir fakat girişim ettikten daha sonra başkasına bunu bildirebilirsiniz.”

Borçlar Hukukunda esas bir kural olduğunu, iki taraflı yapılan sözleşmelerde her iki tarafın da kendi edimini yerine getirmesinin beklendiğini anlatan Şentop, şunları söyledi:

“Burada kendileri hiçbir şey yapmayan, kendi üzerlerine düşen görevlerin ne olduğunu bile bilmeyen insanların kalkıp, ‘Hayır Meclis Başkanı her şeyi yapsın, bütün sorumluluğu Meclis Başkanı üstlensin.’ demesini ben çok acayip, gereksiz, yersiz bir yaklaşım olarak görüyorum. Orada başka ifadeler de var. Acziyet de açıklama ediyor. ‘Bu kadar aciz Meclis Başkanı görülmemiştir.’ diyor. Bu siyasi bir itirazdır. Ben de ona derim ki Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’in en manâlı tartışmalarının olduğu bir süreçte, kapalı Maraş ile ilgili sorulan soru karşısında bir siyasetçinin her hâlükarda tarih boyunca bu kadar acziyet içerisinde kaldığını hiç kimse görmemiştir.”

Ermenistan’ın saldırılarının arkasından Azerbaycan’a ziyaretlerinin ayrı bir manâ kazandığını aktaran Şentop, “Gitmeyi planlıyorduk, saldırıların gerisinde elzem ışık halkası geldi. 27 Eylül’de saldırılar başlayınca Meclisteki 4 siyasi partimiz de Ermenistan’ı kınayan ve Azerbaycan’ı destekleyen bir yorumlama yayınladılar. Biz de bu gezimize sırası gelmişken bu 4 partiden oluşan bir heyetle beraber TBMM’nin desteğini çok açık ve net olarak birlikte açıklama ettik. Bu çok büyük bir mutluluk ve alaka ile karşılandı. Zaten Azerbaycan’a her gidişimizde bu sevgi ve ilgiyi görüyoruz. Azerbaycan’da kendimizi misafir olarak değil, evimizde olarak görüyoruz. Karşılaştığımız alaka, alaka da bunun bir göstergesiydi.” diye konuştu. 

Azerbaycan ve bölgenin şiddet bir dönemden geçtiğine göze çarpan eden Şentop, “Başta Sayın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev elde etmek üzere Azerbaycan’daki birçok yetkiliyle görüştük heyet olarak. Fazla yüksek moralli ve kararlı gördüm kendilerini süreçle ilgili olarak ve bundan büyük bir memnun etme duyduk. Bilhassa sivil saldırılar sebebiyle yaşanan üzüntüleri paylaştığımızı açıklama ettik.” değerlendirmesinde bulundu. 

Şentop, Azerbaycan’ın dost ve kardeş ülke olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Türkiye bu arkadaşlık ve kardeşlikten nedeniyle Azerbaycan’ın yanına yer aldığını açıklama ediyor. Fakat tek sebep arkadaşlık kardeşlik yok, Azerbaycan’ın davasında haklı olduğuna inanıyoruz Türkiye olarak. Dağlık Karabağ bölgesi tarih baştan başa Ermenistan’a yan bir yer olmamış, siyasi olarak Azerbaycan’a yan bir toprak parçası olmuş. Tarihen bu bölge Azerbaycan’a ait bir vatan toprağı. Uluslararası hukuk bakımından da Ermenistan işgalleri söz konusu olduğunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı 4 kararda da Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarında işgalci olduğu ve işgal ettiği toprakları terk etmesine dair fazla açık ifadeler var. Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve AGİT kararlarında da var. Sadece Türkiye Azerbaycan’ı haklı görmüyor. Milletlerarası kuruluşlar da Azerbaycan’ın haklı olduğunu görüyor. Bu kuruluşlar 5 kalıcı üyenin kendisine yakın hissettiği ülkeleri gözetmek için kullandığı mekanizmalara dönüşmüştür. Mesela İsrail ile ilgili BM’nin aldığı kararlara İsrail uymadığı gibi hiç kimse de ‘zorlayalım da uysun’ dememiş. Aynı şeklide Ermenistan ile ilgili alınan kararlara da uyulmamıştır.” 

“Bölge bir alev çemberine çevrilmeye çalışılıyor”

Cenevre Sözleşmesine tarafından, sivillere yapılan saldırıların bir insanlık suçu olduğuna vurgu yapan Şentop, şunları kaydetti:

“İşte bu da Türkiye’nin desteklemesini bir diğer nedenidir. Artık Ermenistan bu anlamda sadece Azerbaycan için bir tehdit olmaktan çıkmış Kafkaslarda alan barışı için bölgesel hatta küresel bir tehdide dönüşmüştür. Sivilleri dobra dobra gaye alan bir ülke. Sivillerin aracısız olarak amaç alınması bütün savaş hukukuyla ilgili belgelerde yasaklanmış. Bunu neden yapıyor Ermenistan? Aynı saldırıların Azerbaycan tarafından kendi topraklarına yapılmasını arzu ediyor, kışkırtma ediyor. Böyle olduğunda ne olacak? Rusya ile bir uzlaşma var, o anlaşma ile Rusya’yı da savaşın içine çekmeye çalışıyor. Azerbaycan’a yapılan bu saldırıların, Nahçıvan’a bir saldırı yapıldı dolayısıyla Türkiye’yi de bu işin içine çekmeye çalışıyor. Bu Nedenle alan bir ateş çemberine çevrilmeye çalışılıyor. O nedenle yalnızca Azerbaycan için değil, alan için de bir risk ve korkutma haline dönüşmüştür. Bu bakımdan Cenevre Sözleşmesi’ne, Roma Şartı’na, Birleşik Milletler Şartı’na imza atan uluslararası toplumun, burada sahtekar ve çifte standartlı davranmaktan vazgeçmeleri ve dünyanın gözü önündeki bu gerçekleri görüp, buna göre adım atmaları gerekir. Bırakın sivillere yapılan saldırılara tepki göstermeyi el altından Ermenistan’ı desteklediğine dair bilhassa sorunun çözümü için belirlenmiş olan Minsk grubunun başkanı durumundaki ülkelerin Ermenistan’a silah yardımı yaptığını görüyoruz. Yardım diyorum çünkü Ermenistan’ın idareli gücü silah almaya müsait yok, bunlar ancak karşılıksız. Azerbaycan yavaş yavaş bunları dünya kamuoyunun gözleri önüne serecek. Bazı silahların menşeleriyle ilgili üretim tarihleriyle ilgili ellerinde fazla net bilgiler var.”

Şentop, farklı ülkelerin pasaportlarıyla gelip, Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’a aleyhinde savaşanlar da olduğunu aktararak, bunların en kısa zamanda Azerbaycan tarafından dünya kamuoyuna gösterileceğini söyledi. 

Azerbaycan’ın şiddet olsa da haklı olduğu için netice alacağına ve başarılı olacağına inandığını dile getiren Şentop, “Türkiye keza haklı bir davanın keza bölgesel bir tehdidin önüne geçilmesi için de kardeş ülke Azerbaycan’ın yanında yer alıyor. Biz de bunu burada söylüyoruz ama Gence’de Azerbaycan topraklarında da açıklama edelim diye gittik. Bütün partilerden gelen arkadaşlara teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.  

sizin için www.haberevi.org sitesi özenle haber araştırıp yayınlıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir